Arya & Sansa


Konforun en üst seviyede olması gerektiği konusunda tüm Türk erkeklerinin hemfikir olduğu berber koltuklarına hafifçe yayılmış şekilde, dükkânın en üst çapraz köşesine konumlandırılan LCD televizyonda, o an için en saçma hangi program varsa onu izliyorduk, berberin çırağı Mert’le birlikte. Boyun ağrılarımın sebebisin, esnaf televizyonları! "Berber" diye bahsi geçen Şener ise “bir yere kadar” gitmiş. Zaten o “bir yere kadar" gitmeler olmasa muhtemelen üç yıl fazladan yaşarız şu dünyada. Bence devlet bu işe bir el atıp bu hususta bir yasa çıkarmalı ve bu durum sınırlandırmalı ki esnaflar öyle her kafalarına estiğinde “bir yere kadar” gidememeli!

Ancak bu konuda genel olarak düşüncem bu yönde olsa da o gün kapı eşiğinden gelen iki cırtlak ses, fikrimi değiştirmeye yetmişti. O bekleyiş anında, aslında beklediğim ya da beklediğimi sandığım kişinin -belki de kişilerin- beni tıraş edecek bir berber olmadığını anlamıştım.
Koltuktan başımı hafifçe kaldırıp karşımda duran, tıraş olurken kendimize mal mal baktığımız aynadan tiplerini görmeye çalıştım.
İki tane kız çocuğu… Masum, kırılgan, yaşları gereği de biraz şımarık.
Önce çekingen olanla göz göze geldim; kapının eşiğinde öylece duruyor. Hani iki küçük kardeş bakkala sakız aşırmaya gelir de bir tanesi içeri bile giremez ya; o kardeş, o işte. Diğeri mi? Ohoo, o çoktaan içeride... Sinsi sinsi girmiş. Bir baktım, koltuğun altında öylece geziniyor; sırf dikkat çekip avanta bir şeyler koparabilmek için Mert’in lalettayin üzerime serdiği örtüyü çekiştiriyor. Rengi sarımtırak-kahve arası ki o renk tonunu o ana dek çok az gördüm. Çekingen ise gri gibi ama tam değil.

Mert’e, “Sizin mi?” diye sordum.
Öyle çat kapı gelmiş gibi değillerdi çünkü, tanıyorlar dükkânı; belli ki daha önce de gelmişler. Yani en azından Mert’in yemek yediği yeri biliyorlar; onlar da belli ki daha önce orada bir şeyler yemişler.
Mert, sorumu havada bırakarak elinde bir paketle geldi. 
“Abi, sen sarılıyı tut da ben şuna bir şeyler vereyim.”
“Eee, sarılıya?
“Abi sen gelmeden önce iki tane aç-bitir aldım, hepsini o yedi. Sen onu tut, diğeri de yesin. Yoksa saat yaklaşıyor, aç kalır.”
“Ne saati lan?”
Kapatıcaz ya abi senden sonra, saat sekiz, biliyon yasak.”
On dakika geçti geçmedi, Şener girdi kapıdan.
“Abim kusura bakma ya, bi yere kadar gittimdi.” (Çanakkale ağzıyla okuyunuz)
Esnaf hızlılığıyla Android telefonununu şarja takıp başımı iki yandan tutar gibi yaptı ve ayna görüntüsünden saçımla karışık yüzüme baktı.
“Nasıl yapalım abi, aynı mı?”
“Aynı kardeşim, makine, tarak ve makasla.” 
“Ah be abim, valla şu emlak işleri çok vaktimi alıyor, iki arada kalıyorum, kusura bakmıyorsun di mi?” 
“Lan yok, geyik yapıyorum da boş ver şimdi emlak falan, kim bu arkadaşlar, ne iş?”
“Kim abi? Ha şu bicirikler mi? Abi onlar karşı inşaattan geldi buraya. Bunlar gibi üç tane daha var, renk renk. Bak şu sarılı güzel olan var ya, onun sarısının komple olanı da var, neydi o şişman, çizgi filmdeki, gayfırılt mı, onun aynısı.”
Sarılı, örtüyü çekiştirmeye devam ediyor o sırada.
“Ee, bu kapatıcaz falan diyor, alsanıza olum dükkâna, dursunlar burada işte.”
“Abi iyi diyon da hangisini alalım, daha bunlardan bi beş tane daha var, başka başka, sokak bunlardan geçilmiyor.”
Tam o anda örtü yırtıldı; tırnağı örtüye takıldı, sarılının.  İlk temas.

Uzatmayayım.
Dedim, "Salmayın sokağa ben alırım ikisini de. Yalnız yaşıyorum zaten, koca ev hepimize yeter.”
Şener makineyi çalıştırırken Mert yan taraftaki manavdan bir koli bulup geldi. Tıraş bitti, koyduk ikisini de koliye, atladık taksiye, cıyak cıyak gidiyoruz iskeleye doğru. Pandeminin en yasaklı zamanları. Taksiciyle kedi maması, kum havuzu, kedi kumu arıyoruz. Sokağa çıkma yasağına yedi dakika var.
Bulamadık. Koca Çanakkale’de açık bir tane dükkân yok! Ama neyse ki Allah’tan getir-götür gibi uygulamalar var da çözdüm işi, hanımefendiler için ne gerekiyorsa koydum sepete.

Sonra kızlarım oldular benim; canım kızlarım...
Berberdeyken aşağı yukarı kırk beş günlüktü ikisi de. Azı vardır, çoğu yoktur.
Sarılıya "ARYA", çekingen olana ise "SANSA" ismini koydum. Karakterlerini tarif etmeye gerek yok sanırım, Game of Thrones izleyenler bilir; Arya nasıl zıpır bir karakterse, oradan oraya hoplar, zıplar, her türlü piçliği yapar, benim Arya da öyleydi. Keza Sansa da aynı şekilde; Sansa'nın o naifliğine, sakinliğine, masumluğuna fazlasıyla sahipti. Yakışıklı köpeğim Snow'a da bu vesileyle selam ola...


}{

Yaklaşık yedi ay kaldılar benimle...
Ancak maalesef, sonrasını yazacak, anlatacak gücü şu an kendimde bulamıyorum. Ömrüm yeter mi bilemem ama ahdım var; bir gün sizi sayfalarca yazacak ve neler yaşadığımızı herkese anlatacağım.

...ama şimdilik bu kadar.

İkinizi de çok özlüyorum, canım kızlarım.



 

Yorumlar

Popüler Yayınlar